Skip to content

Posts from the ‘H’ Category

2
May

Hz. Mevlana’nın Hayatı Ve Vasiyeti

Asıl adı Muhammed Celaleddin olan Mevlana 30 Eylül 1207 yılında bugünkü Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasanın Belh ÅŸehrinde dünyaya gelmiÅŸtir. Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nın annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kizi Mümine Hatun; babaannesi, Harezmsahlar (1157 Dogu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Babası ise hayatta iken “Bilginlerin Sultânı” unvanını almış olan Muhammed Bahaeddin Veled; büyükbabası, Ahmet Hatibi oÄŸlu Hüseyin Hatibi’dir. Bahaeddin Veled, yaklaÅŸmakta olan MoÄŸol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmış; Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrılarak ilk olarak Nişâbura gelmiÅŸtir. Nişâbur ÅŸehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşır. Mevlâna burada küçük yaşına raÄŸmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiÅŸ ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’I Ulemâ NiÅŸabur’dan BaÄŸdat’a ve daha sonra Küfe yolu ile Kâbe’ye hareket ederek Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, Åžam’a geçmiÅŸtir. Åžam’dan sonra sırasıyla Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, NiÄŸde yolu ile Lârende’ye yani Karamana gelmiÅŸtir. Karaman’da Subaşı Emir Musa’nın yaptırdıkları medreseye Ailesi ve dostlarıyla beraber yerleÅŸmiÅŸtir. Karamanda hayatlarına devam etmekteyken Karaman’da bulundukları 1225 tarihinde Mevlana, babasının buyruÄŸu ile itibarlı, asil bir zat olan Semerkantli Hoca Åžerafeddin Lala’nin, kızı Gevher Banu ile evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oÄŸlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliÄŸini yapmıştır. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oÄŸlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolulun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliÄŸi altında iken Devletin baÅŸ ÅŸehri Konya idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkârlarla dolu bir ÅŸehir idi. Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd, Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleÅŸmesini istedi. Bahaeddin Veled, Mevlana’nın ilk mürÅŸididir. Yani Mevlana’ya Allah yolunu öğretip, tasavvuf usulünce hakikatleri ve sırları gösteren hocası idi. Bütün İslam âleminde yüksek bir itibar ve şöhrete sahip olan Bahaeddin Veled, Selçukluların Sultani Alaaddin Keykubat’tan yakin alaka ve sonsuz hürmet görür. Bahaeddin Veled, 1228 yılının mayıs ayında Selçukluların bas ÅŸehri Konya’yı ÅŸereflendirip yerleÅŸtikten kısa bir süre sonra, son derece samimi dindar olan Sultan Alaaddin Keykubat (saltanat müddeti: 1219–1236), sarayında Bahaeddin Veled’in ÅŸerefine büyük bir toplantı tertip etti ve bütün ileri gelenleriyle birlikte onun manevi terbiyesi altına girdi. Sultanü’l-Ulema’ya gönülden baÄŸlı olan Sultan Alaaddin onu hayranlıkla söyle över: “Heybetinden gönlüm tir tir titriyor; yüzüne bakmaktan korkuyorum. Bu eri gördükçe gerçekliÄŸim, dinim artıyor. Bu alem, benden korkup titrerken ben, bu adamdan korkuyorum; ya Rabbi bu ne hal? İyice inandım ki O, nadir bulunan ve esi benzeri olmayan bir Allah dostudur.” Dünya sultanına hükmeden, essiz Allah dostu mana ve gönül sultani Bahaeddin Veled, 24 subat 1231 tarihinde ebedi aleme göçtü. Selçuklu Sarayının Gül Bahçesine defnedildi. (Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı). Geride Muhammed Celaleddin gibi bir hayırlı oÄŸul ile Maarif gibi bir eser bıraktı. Mevlana üzerindeki tesiri bakımından büyük bir önem taşır. Bahaeddin Veled,in vefatında Mevlana yirmi dört yasında idi. Babasının vasiyeti, dostlarının ve bütün halkın yalvarmaları ile babasının makamına geçti. Mevlana, babasından sonra, Seyyid Burhaneddin ile buluÅŸuncaya kadar, bir yıl mürÅŸitsiz kaldı. 1232 tarihinde babasının deÄŸerli halifesi Seyyid Burhaneddin Konya’ya geldi. Mevlana onun manevi terbiyesi altına girdi. Seyyid Burhaneddin, mertebesi çok yüksek, bir kâmil mürÅŸit idi. Kendisine daima kalplerde bulunan sırları bilmesinden dolayı, Seyyid Sirdan denirdi. Seyyid Burhaneddin, ta çocukluk yıllarında bir lala gibi omuzlarında taşıyıp dolaÅŸtırdığı, Mevlana’ya dedi ki .”Bilginde eÅŸin yok, seçkinsin Ama baban hal (manevi makam) sahibiydi; sen de onu ara, kalden (sözden) geç onun sözlerini iki elinde kavramışsın; fakat benim gibi onun haliyle de sarhoÅŸ ol. Böylece de ona tam mirasçı kesil; cihadına ışık saçmada güneÅŸe benze. Sen zahiren babanın mirasçısısın; ama özü ben almışım; bu dosta bak bana uy.” Mevlana babasının halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu. (Genç yaşında Mevlana ve Rumi ismi kendisine verildi. Efendimiz manasına gelen Mevlana; Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiÅŸ yüzyıllarda Diyarı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısminin orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.Bu isim Åžems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adi yerine sembol olmuÅŸtur.) Mevlana babasının halifesinden bu sözleri duyunca samimiyetle onun terbiyesine teslim oldu. Mevlana candan, samimiyetle, Seyyid Burhaneddin’i babasının yerine koydu ve gerçek bir mürÅŸit bilerek gönülden, tam dokuz yıl ona hizmet etti. Bu zaman zarfında, o kâmil mürÅŸit’in kılavuzluÄŸu ile mücahede (nefsi yenmek için gayret sarf ederek) ve riyazetle (dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınarak perhizle) meÅŸgul olup, o kâmil arifin feyizli sohbet ve nefesleriyle pisti, olgunlaÅŸtı, bastan ayaÄŸa nur oldu; kendinden kurtuldu, mana sultani oldu. Nitekim Mesnevi’sindeki su iki beyit, piÅŸtiÄŸinin, kâmil insan mertebesine ulaÅŸtığının ifadesidir: “PiÅŸ ol da bozulmaktan kurtul… Yürü, Burhan-i Muhakkik gibi nur ol.” Kendinden kurtuldun mu, tamamıyla burhan olursun. Kul olup yok oldun mu, sultan kesilirsin. Mevlana, yüksek ilimlerde daha çok derinleÅŸmek için, Seyyid Burhaneddin’in izniyle Halep’e gitti. Haleviyye Medresesi’nde, fıkıh, tefsir ve usul ilimlerinde üstün bir alim olan Adim oglu Kemaleddin’den ders aldı. Mevlana, Halep’teki tahsilini bitirdikten sonra sam’a geçti. Burada, ilmi incelemeler yapmak için dört yıl kaldı. Bu zaman zarfında sam’daki alimlerle tanışıp, onlarla sohbet etti. Yedi yıl süren Halep ve sam seyahatinden sonra Konya’ya dönen Mevlana, Seyyid Burhaneddin’in arzusu üzerine birbiri arkasına, candan istekle ve samimiyetle, üç çile çıkardı. Yani üç defa kırkar gün (yüz yirmi gün) az yemek, az içmek, az uyumak ve vaktinin tamamını ibadetle geçirmek suretiyle nefsini arıttı. Üçüncü çilenin sonunda Seyyid Burhaneddin, Mevlana’yı kucaklayıp öptü; takdir ve tebrikle: “Bütün ilimlerde esi benzeri olmayan bir insan; nebilerin ve velilerin parmakla gösterdiÄŸi bir kiÅŸi olmuÅŸsun… Bismillah de yürü, insanların ruhunu taze bir hayat ve ölçülemeyecek bir rahmete boÄŸ; bu suret âleminin ölülerini kendi mana askınla dirilt.”dedi ve onu irÅŸad ile görevlendirdi. Seyyid Burhaneddin, daha sonra, Mevlana’dan izin alıp Kayseri’ye gitmiÅŸ ve orada ebedi âleme göçmüştür. (1241, 1242). Türbesi Kayseri’dedir. Mevlana, Seyyid Burhaneddin’in Konya’dan ayrılısından sonra, irÅŸad (Allah yolunu gösterme) ve tedris makamına geçti. Babasının ve dedelerinin usullerine uyarak beÅŸ yıl bu vazifeyi baÅŸarı ile yaptı. Rivayete göre dini ilimleri tahsil eden dört yüz talebesi ve on binden çok müridi vardı. Hz. Mevlana ve Åžemsi Tebrizi: Sems-i Tebrizi: Bu zatin adi, Åžemseddin Muhammed olup doÄŸumu 1186′dir. Tebrizli Melekdad oÄŸlu Ali’nin oÄŸlu olan Åžems, tahsilini bitirdikten sonra, zamanın yegâne ÅŸeyhi olarak gördüğü Tebrizli Åžeyh Ebu Bekir Sellebaf (selle ve sepet örücüsü)’a intisap etti ve onun terbiye ve irÅŸadıyla yetiÅŸip olgunlaÅŸtı. Åžems, ulaÅŸtığı manevi makama kanaat etmediÄŸinden daha olgun mürÅŸitler bulmak arzusuyla seyahate çıktı. Senelerce, takati tükenircesine birçok yerler dolaÅŸtı; zamanın arifleriyle görüştü. Bu arifler, mana âlemindeki uçuÅŸundan kinaye olarak Åžems’e, Sems-i Perende (Uçan GüneÅŸ) adini vermiÅŸlerdir. Åžems, ta çocukluÄŸundan itibaren fikren ve ruhen hür bir derviÅŸ, kendinden geçercesine ilahi aska dalarak yasayan bir ÅŸahsiyettir. Åžems, kendini ruhen tatmin edecek seviyede bir hak dostu bulamayan ve hep kendi mertebesinde bir sohbet arkadaşı arayan kâmil velidir. Yana yakıla, kendisine muhatap olabilecek, sohbetine dayanabilecek bir dost arayan Åžems’in bir gece kararı elden gitti, heyecan içinde idi. Allah’ın tecellilerine gömülüp mest olmuÅŸ bir halde münacatında: “Ey Allah’ım! Kendi, örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum.” diye yalvardı. Allah tarafından, istediÄŸinin, Anadolu ülkesinde bulunan, Belh’li Sultanü’l-Ulema’nin oÄŸlu Muhammed Celaleddin olduÄŸu ilham edildi. Bu ilham ile Åžems, 1244 yılı Konya’ya geldi. Mevlana ile Åžems, bu iki kabiliyet, bu iki nur, nihayet buluÅŸtular; görüştüler. Bu iki ilahi aşık, bir müddet yalnızca bir köseye çekilerek kendilerini tamamıyla Hakk’a verdiler ve gönüllerine gelen ilahi ilhamlarla sohbetlere koyuldular. Sultan Veled der ki: “Ansızın Åžems gelip ona ulaÅŸtı; ona masukluk (sevilen, sevgili olmanın) hallerini anlattı, açıkladı. Böylece de sırrı yücelerden yüceye vardı. Åžems, Mevlana yi ÅŸaşılacak bir âleme çağırdı, öyle bir âleme ki, ne Türk gördü o âlemi ne Arap.” “Âlemdeki erenlerin derecelerinden üstün bir derece vardır ki o, masukluk durağıdır. Âleme bu masukluk durağına dair haber gelmemiÅŸ; bu durakta bulunanların ahvalini hiçbir kulak iÅŸitmemiÅŸti. Tebrizli Åžemseddin zuhur edip, Mevlana Celaleddin’i âşıklık ve erenlik mertebesinden, bu zamana kadar duyulmamış olan. Masukluk mertebesine eriÅŸtirmiÅŸtir. Esasen Mevlana, ezelde, masukluk denizinin incisiydi; hersek döner, aslına varır.” Diyen Sultan Veled Hz. Mevlana’nın Masukluk mertebesine eriÅŸmesine bu sözleriyle yorumlar. Mevlana, manevi yolculuÄŸunu, olgunluÄŸa ermesini, su sözünde toplamıştır:”Hamdım, pistim, yandım.” Mevlana’nın piÅŸmesi, babası Sultanü’l-Ulema Bahaeddin Veled ve Seyyid Burhaneddin’in feyizli nefesleriyle; yanması da Åžems’in nurlu aynasında gördüğü kendi güzelliÄŸinin ask ateÅŸiyledir. Mevlana, Åžems ile Konya’da buluÅŸtuÄŸu zaman tamamıyla kemale ermis bir sahsiyetti. Åžems, Mevlana’ya ayna oldu. Mevlana, Åžems’in aynasında gördüğü kendi essiz güzelliÄŸine âşık oldu. DiÄŸer bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah askını Åžems’te yaÅŸattı. Mevlana’nin Åžems’e karsı olan sevgisi, Allah’a olan askının miyaridir (ölçüsüdür); çünkü Mevlana, Åžems’te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu. Mevlana açılmak üzere bir güldü. Åžems ona bir nesim oldu. Mevlana zaten büyüktü, Åžems onda bir gidiÅŸ, bir nesve deÄŸiÅŸikliÄŸi yaptı. Åžems ile buluÅŸan Mevlana, artik vaktini Åžems’in sohbetine hasretmiÅŸ, Åžems’in nurlarına gömülüp gitmiÅŸ, bambaÅŸka bir âleme girmiÅŸti. Åžems’in cazibesinde yana yana dönüyor, ilahi askla kendinden geçercesine Sema ediyordu. Bu iki ilahi dostun sohbetlerindeki mukaddes sırrı idrakten aciz olanlar, ileri geri konuÅŸmaya baÅŸladılar. Neticede Åžems, incindi ve Mevlana’nın yalvarmalarına raÄŸmen, Konya’dan sam’a gitti. Åžems’in ayrılığından derin bir ıstıraba düsen Mevlana, manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu, Sultan Veled’in baÅŸkanlığındaki kafileyle sam’a, ÅŸems’e gönderdi. Sultan Veled, kafilesiyle sam’a vardı. Åžems’i buldu ve babasının davet mektubunu, hediyelerle birlikte ÅŸems’e sundu. Åžems: “Muhammed-i tavırlı ve ahlaklı Mevlana’nın arzusu kâfidir. Onun sözünden ve iÅŸaretinden nasıl çıkılabilir?” diyerek, Mevlana’nın davetine icabet etti ve 1247′de, Sultan Velet’in kafilesiyle, Konya’ya döndü. Åžems’in Konya’ya geri gelmesine herkes sevindi. Mevlana da hasretin sıkıntılarından kurtuldu. Artik ÅŸems’in ÅŸerefine ziyafetler verildi. Sema meclisleri tertip edildi. Fakat huzurlu, muhabbetle, dostluk içinde geçen günler uzun sürmedi; dedikodular ve can sıkıcı durumlar yeniden baÅŸladı ÅŸems, o bahtsız dedikoducu topluluÄŸun yine kinle dolduÄŸunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiÄŸini, akılarının nefislerine esir olduÄŸunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya uÄŸraÅŸtıklarını bildi. Sultan Velede dedi ki; Gördün ya, azgınlıkta yine birleÅŸtiler. DoÄŸru yolu göstermekte, bilginlikte esi olmayan Mevlana’nın huzurundan beni ayırmak, uzaklaÅŸtırmak, sonra da sevinmek istiyorlar. Bu sefer öyle bir gideceÄŸim ki, hiç kimse benim nerede olduÄŸumu bilemeyecek. Aramaktan acze düşecek, kimse benden bir nisan bile bulamayacak. Böyle birçok yıllar geçecek de yine izimin tozunu bile göremeyecek.” iste Sultan Velet’e böyle yakınan ÅŸems, 1247–1248 tarihinde, Konya’dan ansızın gidip kayboldu. ÅŸems’in kayboluÅŸundan sonra Mevlana, herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakkında asli esasi olmayan bir haber bile verse ve ÅŸems’i falan yerde gördüm dese, bu müjde için sarigini ve hırkasını vererek sükranelerde bulunuyordu. Bir gün, bir adam, Åžems-i sam’da gördüm, diye haber verdi.

2
May

HAVUZ

Havuz, yüzme veya süs amaçlı kullanılan, içi su ile doldurulan çukurdur. Birçok otelin yüzme havuzu vardır. Ayrıca Yüzme sporu da yüzme havuzlarında yapılmaktadır. Yüzme havuzlarının çeşitleri:

Normal yüzme havuzu

Olimpik yüzme havuzu

30
Nis

HACH

pH ; birçok konuda önemli bir yer tutmaktadır. Kazanlarda ve soğutma kulelerinde sürekli ölçülmesi gerekmektedir. pH değeri bir sistemde çökme, korozyon vb. riskleri haber verir. Çok yönlendirici bir unsurdur. Ayrıntılı bilgi için; www.superinterkimya.com

30
Nis

HACH

Çözünmüş oksijen konsantrasyonu kazan besi suyunda mutlaka ölçülmelidir. Kazanda korozyona neden olan en önemli parametrelerden biridir. Eğer oksijen miktarı daha kazana girmeden minimuma indirilebilirse, otomatik olarak bu neden ile oluşabilecek korozyon da minimuma inecektir. Sözkonusu ölçümleri Hach-Lange ürünlerinden yararlanarak ölçebiliriz. Ayrıntılı bilgi için; www.superinterkimya.com

28
Mar

Hırsız Nedir?

Hırsız kısaca başkasının malını çalan kişidir. Hırsızlık günümüzde duygusal yollarla yapıldığı gibi, gizlice eve girip değerli eşyaları almak, göz göre göre bir insandan zoraki para almak, işyerinde resmi yollarla devleti dolandırmak, sokaklarda kapkaç yapmak, okullarda fakir vatandaşın cebindeki üç kuruşunu almak gibi bir çok örnekle çoğaltabiliriz. Hırsızlık çeşitleri oto hırsızlığı, kasa hırsızlığı, banka dolandırıcılığı gibi bir çok örnekte çoğaltabiliriz.

Hırsızlığa karşı lütfen duyarlı olalım. Alarm sistemi taktıralım. Bütcemiz el veriyorsa alarm sistemleri yanına birde sigorta yaptıralım.

Kapınızın güvenliğinden emin değilseniz lütfen bir profesyonel yardım için bizi arayınız.

Anahtarcı Yetiş
Mobil Tel: 0532 731 70 26
Åžirket Tel: 0216 336 63 69

22
Mar

havuz ciddiye alınmalı

Yüzme havuzları tehlike saçıyor. Kimyasal kullanımı, miktarı uygulama şekli çok önemli. Özellikle dezenfeksiyon için kullanılan klora kansorejen olduğu için çok dikkat edilmelidir. www.superinterkimya.com

21
Mar

Havuzda Sağlık Bakanlığı

Yüzme havuzlarında denetimsiz ürünler artık kullanılamayacak. İnsan sağlığını oldukça etkileyebilen bu konunun Sağlık Bakanlığı onaylı ürün kullanma zorunluluğu ile denetlenmesi söz konusu. Kimyasalların yanı sıra dezenfeksiyon için kullanılan bazı cihazların da denetim altına alınması gerekmektedir. Çünkü bazı ağır metallerin iyonizasyonu prensibine göre çalışan bu cihazlar insanlara oldukça zarar vermektedir.Bilgi için; www.superinterkimya.com adresini inceleyiniz.

21
Mar

Hach kitleri

Hach firması su testlerinde kullanılan; cihaz, kit, ekipman konularında Dünyada oldukça önemli bir yerdedir. Birçok parametrenin ölçümü rahatlıkla yapılabilmektedir. Kesin ve kolay ölçüm tercih edilebilirliğini arttırmaktadır. Bilgi için; www.superinterkimya.com adresine başvurunuz.

21
Mar

Halkçılık

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeÅŸitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

7
Mar

Hieronymus Bock

Hieronymus Bock ya da Jérôme Bock (Boch ya da Hieronymus Tragus) (d. 1498 – ö. 21 Åžubat, 1554), Bitkileri birbirleriyle olan yakınlıkları ve benzerlikleri göz önüne alarak düzenleyen ortaçaÄŸ botaniÄŸinden modern bilime geçiÅŸ döneminde yaÅŸamış olan Alman, botanikçi, fizikçi ve ayrıca Protestan rahiptir. 1546 Kreuterbuch ya da “herbal” kitabı, sanatçı David Kandel tarafından resimde görüldüğü gibi tasvir edilmiÅŸtir.

Hayatı hakkında fazla bilgi bir birikimi yoktur, özellikle de tahsili hakkında hiçbirÅŸey bilinmemekte. Eva Victorla 1523 yılında evlenmiÅŸ ve count palatinate’te dokuz yıl boyunca hizmet iÅŸleriyle ilgilenmeiÅŸ, öyleki botaniye olan sevdasının ve ilgisinin buradan kaynaklandığı düşünülmektedir. Kreuterbuch (kelime anlamı “bitki kitabı”) 1539 yılında düzenlenmeden ve tasvir edilmeden ortaya çıkmıştır ve temel hedefi Alman bitkilerini, özelliklerini ve tıbbi kullanımlarını anlatmak olmuÅŸtur. Boch bitkilerini kategorize ederken tamamen kendi tarzını kullanmayı tercih etmiÅŸtir.