Arşiv Kelimesinin Tarihçesi

Arşiv Tanıtım
Arşiv kelimesinin kökü, eski Yunanca arkheion kelimesinin Latinceye geçmiş hali olan archivumdur. Mana itibariyle arşiv; resmi dairelerin, çeşitli müesseselerin veya kişilerin işlerini yürütürken, muamelesi tamamlanmış ve muhafazası icab eden vesikaların düzenli bir şekilde, belirli kaidelere göre bir araya getirilerek saklandığı yerdir. Arşivler, vesikaların çıktığı yerler olan devletin, şehrin veya müessesenin, ailenin hizmetinde oluşuna göre devlet arşivi, şehir arşivi, özel arşiv, aile arşivi gibi isimler alırlar.

Arşiv malzemesinin çekirdeğini, devlet dairelerinde, büyük müesseselerde günlük muameleler esnasında çıkan yazışmalar ve dosyalar meydana getirir. Fakat bütün bu kağıtlar arşiv malzemesi değildir. Toplanan malzeme arşivlerde mütehassısları tarafından seçilip belirli kaidelere göre tasnif edilerek saklanır. Bu sınıflandırmanın sonradan istifade sırasında kolaylık sağlayacak şekilde olmasına dikkat edilir. Arşivleri teşkil eden malzeme, kesinliği olan dokümanlar olduğu için, geçmiş faaliyetlerin yaşayan ve gerçek delilleridir.
Arşivin dokümanları çoğunlukla kil tabletler, tunç tabletler, papirüsler, parşömenler, elyazı ile, daktilo ile yazılmış veya matbaada basılmış kağıt belgelerdir. Bunlardan başka mikrofilmler, fotoğraflar, ses bantları, video kasetleri gibi önemi haiz dokümanlar da arşiv belgesi olabilir.
Bir şeyin arşiv malzemesi olabilmesi için üzerinden en az 30 yıl geçmesi kaidesi kabul edilmiştir. Türkiye’de arşiv terimi, tarifteki manayı aşan bir biçimde kullanılmakta ve her türlü dokümantasyonu içine alan bir anlam da taşımaktadır.

Tarihçe
Arşivin tarihi çok eski milletlere kadar dayanır. Eski Mısır ve Roma’da birçok devlet, tapınak ve aile arşivlerine sahipti. Mezopotamya’nın Nippur şehrinde, M.Ö. 2000 yılından başlayarak tablet halinde belgelerin saklandığı bir devlet arşivi bulunmuştur. Hattuşaş (Boğazköy)’ta yapılan kazılar sonucunda da, M.Ö. 1800-1200 yılları arasında Hititlere ait muharebe, antlaşma, kanun, kral yıllıkları ve daha birçok belgelerin saklandığı büyük bir devlet arşivi ortaya çıkarılmıştır. Bu arşiv muhtevasının önemli bir kısmı İstanbul, bir kısmı da Ankara arkeoloji müzelerindedir.
Avrupa devletlerinden Fransa, 1790 yılında ilk Fransız Milli Arşivini kurdu. İngiltere’de devlet adamları mevkilerinden ayrılırken kendi zamanlarına ait resmi evrakı beraberlerinde götürmeleri adettendi. Resmi evrakın dağınıklığını önlemek için İngiltere’de 1838′de Public Record Office kuruldu. Alman devlet arşivi ise 1867′de kurulmuştur.
Türk-İslam devletlerinde öteden beri yazılı ve yazısız kağıda hürmet fevkalade idi. Bilhassa kul hakkı geçmesi tehlikesi sebebiyle devlet evrakının muhafazasına daha çok ehemmiyet verilirdi. En büyük Türk-İslam devletlerinden biri olan Osmanlılar da aynı ananenin devamı olarak devlet evrakını en müstesna yerlerde muhafaza etmişlerdir. Ortadoğu ve Balkanlarda asırlarca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nda devletin ilk devirlerinden başlayarak, resmi evraklar, ehemmiyet derecesine bakılmaksızın kese, torba ve sandıklarda belli usul ve düzenlere göre büyük bir titizlikle saklanmıştır.

Arşivler

Genel olarak klasik arşivler ve modern arşivler olarak ikiye ayrılır. Klasik arşivler Osmanlı Arşivi gibi eski yazıyla yazılmış belgelerle ilgili arşivlerdir. Modern arşivler iş dünyası, hastaneler, televizyonlar vs. gibi kurumların ürettikleri her türlü belge ve bilginin tutulduğu yerlerdir.

Arşiv

Arşiv
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Arşiv, bütün dünyada:

Kurumların gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri sonucunda meydana gelen, idari, hukuksal, tanıklık, kurumsal değeri olan ya da tekrar kullanılmak üzere üretilen her türlü görsel, yazılı ve data bilgilerinin muhafaza edildiği yer olarak tanımlanır.

Gazete

gazete nedir?

genelde günlük ya da haftalık yayımlanan politikadan ekonomiye , spordan magazine pek çok konuda güncel haber içeren, tarafsızının makbul olduğu ama bulunamadığı , sabah kahvelerimizin can dostu, yazılı ve resimli, bol sayfalı haberleşme aracı.

farklı bir yorum daha;

gazete nedir?
Gazete, haber, bilgi ve reklam içeren, genellikle düşük maliyetli kağıt kullanılarak basılan ve dağıtımı yapılan bir yayım olup halka güncel olaylara ilişkin bilgi verme amacı gütmektedir . Genel olarak yayınlandığı gibi, özel bir konu üzerinde de yayınlanabilir ve genellikle günlük ya da haftalık olarak yayınlanır.

Bilim

Kökleri çok gerilere uzanmakla birlikte, bugün “ bilim “ diye nitelediğimiz bilgi ve düşünme türü uygarlığımızın oldukça yeni sayılan bir ürünüdür. Tarih öncesi çağlarda felsefe, din, efsane gibi ruhsal; el sanatları gibi pratik yaşam ihtiyaçlarına yönelik uğraşılar dışında, gözleme dayalı kavramsal düşünme demek olan bir bilimden söz etmek zordur.  Ve şu gerçektir ki bu tür uğraşları dayandı bilgi, teknik ve kavramların sonraki çağlarda daha belirginleşen bir bilimsel kavram ve işlemlere kaynaklık ettiği de inkar edilemez. Denilebilir ki, bilimsel düşünme ve bulma çabasının kökeninde biri yaşamı güvenilir ve rahat kılma, diğeri dünyayı anlama gibi iki temel ihtiyaç yatmaktadır. Bu ihtiyaçlardan ilki, insanlığın uzun tarihinde kuşakta kuşağa bırakılan çeşitli yaşantı ve beceri biçimlerini kapsayan bir teknik geleneği, ikincisi insanoğlunun duygu, inanç ve düşüncelerini  içinde toplayan bir kültürel geleneği oluşturmuştur. İki gelenek başlangıçta ve uzun süre, çoğu kez ayrı ellerde, birbirine yabancı kalmış, yeterince karşılıklı etkileşim olanağı bulamamıştır. Eski yunan uygarlığının parlak dönemlerinde bile bir yandan uğraşları el becerilerine, basit tekniklere dayanan zanaatçıların, öte yanda duygu, inanç ve düşünce dünyasını oluşturan şair, politikacı ve filozofların yer aldığını görüyoruz. Ayrılık ortaçağ boyunca kendini sürdürmüş, ancak yeniçağın başlarında ortadan kakmaya yüz tutmuştur. İki geleneğin birleşim ve karşılıklı etkileşim koşulları gerçekleştikten sonradır ki ancak, modern anlamda bilimin ortaya çıkmasına tanık olmaktayız.

İnsanın doğaya egemen olma istek ve çabası tarihi kadar eskidir. Fakat doğayı anlama ihtiyacı da o kadar gerilere gider. Modern bilimin doğuşu bu iki isteğin birleşmesini beklemiştir. Bununla  birlikte, ilkel insan yaşamında bile bu iki isteğin tümüyle ayrı olduğunu söylemek güçtür. Çünkü, ilkel insan doğa ile ilişkisinde basit teknik becerilerini kullandığı kadar, büyü türünden birtakım akıl dışı yolarak başvurmaktan da geri kalmamıştır. Büyünün amacı da teknoloji gibi doğayı etkilemektir: ölmekte olan hastaları iyileştirmek, beklenen doğal felaketleri önlemek, düşmanların yok olmasını sağlamak….Hatta aynı amacı, dünyanın var oluşu ve düzeni ile ilgili çeşitli kültürlerde yer yer sürüp gelen efsane türünden masal veya öykülerde de bulmaktayız. Güneş’in Ay’ın ve yıldızların yaratılış ve var oluş nedeni, insanoğlunun yaşam ve ölüm karşısında duyduğu korkuyu giderme, aradığı güveni ve rahatı sağlama olara tasavvur edilmiştir.  Gerçi büyüde bile doğanın isteğe göre değişmediği, bazı yasalara boyun eğmek gerektiği düşüncesi üstü örtük de olsa vardır. Ateşin daima yaktığı, suyun ıslattığı, günesin parlak olduğu, hava bulutlu olmadıkça yağmurun yağmadı, yazların sıcak, kışların soğuk gittiği gerçeğinden ilkel insan da kendini çoğu kez kurtaramayacağını bilirdi. Ne var ki, büyü ve efsane doğrudan bilime yol açmamıştır. Bilin doğuşu için doğayı denetim almaya yönelik katı bir faydacılık dışında, yarar amacı gütmeyen, katıksız bir anlama ve bilme tutkusuna da ihtiyaç vardır. Böyle bir tecessüsün belirmesine ve etkinlik kazanmasına ilkel insan yaşamı pek elverişli olmamştır.

Bilim tarihi, bilimsel bilginin gelişim sürecini inceleyen bir araştırma etkinliğidir ve tarihi bilgilerden yararlanarak bilimsel kuramların çeşitli dönemlerde doğuşu ve yayılışını, bilginlerin düşünce biçimlerini ve toplumsal kurumların gelişim sürecini etkilerini, felsefe, din ve sanat gibi diğer düşünsel etkinliklerle karşılıklı ilişkilerini, teknik bilginin oluşumundaki yerini, bireylerin günlük yaşamlarındaki değerlerini ve önemini sorgulayarak bilimsel etkinliği bütün yönleriyle tanımaya ve tanıtmaya çalışır. Bu nedenle bilim tarihi matematik, astronomi ve fizik gibi belli bir bilimin gelişimini aydınlatmayı amaçlar; ancak bunu yaparken elbette tek tek  bilimlerin tarihinden yararlanma yoluna gider.

Bilim tarihi, bilim adamlarının yaratıcı olması için ne gibi niteliklere sahip olması gerektiğini de  inceler. Bu son derece önemli bir husustur.  Bilimsel bilgileri öğrenmiş olmanın tek başına fazla bir anlamı yoktur; bir bilim adamının, eleştiri gücüne sahip olması gerekir.  Bilimsel araştırma etkinliği olarak bilim tarihi, bilimin günlük yaşamı büyük ölçüde etkilediğini 19.  yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkarmıştır.

Bilgi Arşivi

Bilgilerin paylaşıldığı alan, website, kitap vb.

www.bilgiarsivi.com

Sarıyar Kasabası Tarihçesi

Sarıyar Kasabası Tarihçesi

Yerleşim yerlerinin kurulumunda su birinci aranan temel şartlardan biri olmuştur.Sonra tarım alanı ve diğerleri gelmiştir.Tarihimize baktığımızda bu yerleşim yerlerine büyük medeniyetler yaşamıştır. Bu sebepten dolayı Sakarya Nehri kenarındaki kazı ve araştırmalarda bu medeniyetlere ait bir çok eser bulunmuştur.
İlk tunç çağlarında yerleşim birimi olarak kullanıldığı 1952 yılında Kılıç Kökten tarafından nehir kenarında ağızları taşlarla kapatılmış küp mezar ve bu mezarlarda ilk tunç çağına ait hoker durumunda bir iskelet,çakmaktaşı parçaları,bakır iğne , içi dışı kırmızılı boyalı  el yapımı bir testi bulunmasından anlamaktayız.(Bk.BüyükLoruusse Ansiklopedisi Sarıyar md)

 Nitekim kazılarda bulunan mermer mezarlar yakın zamana kadar köylünün pekmez yapmak için ,içine üzümleri koyup suyunu çıkarmak da kullanılmış.Bulunan çocuk mezarları ise kapağı ile birlikte bugünkü ilk okulun bahçesinde bulunmaktadır.Ayrıca gerek ilkokul yapımında gerekse lise yapımındaki harfi yatta sütün ve sütün başlıkları bulunmuş , bulunan sütün ve sütün başlıklarından kurtarılabilenler bir müddet bugün belediye iş yerleri olarak kullanıldığı ,eskiden  ortaokul olarak kullanılan binanın bahçesinde muhafaza edilmiştir.Daha sonra ilk okul bahçesine nakledildi.Sarıyar köyünün ilk yerleşimi baraj yapılmadan önce Sakarya nehri kenarında bugünkü Kayıkbaşı mevkiinde ve Gölbaşı tesislerinin bulunduğu yerde suların altındadır.Komşu köyleri ise Fasıl ,Sobucabük ,Sarılar gibi nehrin kenarına dizilmiş bulunan baraj yapımında sular altında kalan köylerdir.Eski Sarıyar’da evler kerpiçten yapılma ve damlar topraktandı.Genelde evler iki katlı yapılıdır.Alt katı samanlık ,dam (ahır)  olarak kullanılırdı.O zamanları hayvanlara verilen yem ve yiyecekler doğaldı.Bu yüzden günümüzdeki gibi koku olmuyordu.Kerpiç dökmek için tahtadan altlı veya sekizli kalıplar hazırlanılır.  Toprağa az miktarda saman katılarak karılır ,kalıba dökülür ,kurumaya bırakılırdı.Üzeri kuruduğu zaman çevrilerek diğer tarafıda kurutulurdu
.Eski Sarıyar mezarlığı bugünkü göl yolunda dedeler mezarlığı diye tabir edilen yerde idi.Halkın mezarlıklardan ağaç kesilmeyeceği inanışı sayesinde burada bulunan ardınçlar hala ayakta durmaktadır.Diğer çevre tepelerde ise ağaç kalmamıştır..Şimdiki cami ise kasabanın kenarına yapılmış ve yerleşim arttıkça cami kasabanın ortasında kalmıştır. Ağaç sevgisi inanışı yüzünden cami ve mezarlık ağaçlandırılmıştır.Kasabaya bakıldığında cami yeşilliğiyle kendini gösterir.
O bölgede oturan insanlara köyün bulunduğu yerin arkasında bulunan dik ve sarı kayalıklardan dolayı Sarıyarlı olarak adlandırmışlar daha sonra Sarıyar olarak dile  yerleşmiştir.Geçim kaynakları hayvancılık ve tarımdı.Bu arada köye yerleşimle birlikte toprak işlenmeye başlanmış,yılgınlık alanlar kırılarak tarla haline yetirilmiştir.Köyde tarlalara geçiş ler Sakarya nehrinin üstüne yapılan ve bugün hala ayakları sağlam duran Annaç (karşı)tarlalarının geçişi yolu üzerine yapılan köprü ile sağlanmaktaydı.1939 yılında meydana gelen ve köprünün ayaklarına kadar yükselen Sarıyar nehrinin taşmasıyla köprüyü sel alıp götürdü.Bundan sonra ise tarlaya geçişler Gemi diye adlandırılan sallarla yapılmaya başlanılır.Köylü yazın genellikle tarlalarda kalır ve tullukların üstlerinde yatarlardı.(Tulluk 4 ağaç direk dikilerek,üzeri toprakla  kaplanan sıcak ve yağmurdan koruyan baraka)Tarlalar ise bugünkü şekilde yoğun olarak işlenmemektedir.İşlenmeme sebebi ise pazarlama sorunudur.Köylü ürettiği üzüm veya domates ve sebzeyi toplar gün ağarmaya başlarken eşek ve katırlara yükler konvoy halinde yayan olarak çevrede bulunan Mudurnu ,Nallıhan,Seben,Bolu pazarlarına götürür oralarda satarlardı.En uzak olan Bolu pazarına geliş ve gidiş üç günü bulmaktaydı.Ürettikleri malların pazarlanması tamamen hayvanlarla yapıldığından çoğu köylü iki tarlası varsa birini eker diğerini nadasa bırakırdı.Köyün tarlalarının büyük kısmında sulak tarlalar ve kıraç tarlalarda bağcılık yapılırdı.Yapıldığı seneler ikinci dünya savaş yıllarıdır.Şekerin bulunmadığı kıtlık yıllarıdır.Köylü şeker ihtiyacını bağlardan ürettiği pekmezden giderirlerdi.Hoşaflara şeker yerine pekmez katılır veya pekmez sulandırarak içilirdi.1950/1960 lı yılların ortalarında ise kamyonun köye girmesiyle pazara gidiş gelişler daha kolay hale gelmiştir.
O tarihlerde köyde terzi,ayakkabı,iki tane sinema salonu bulunmakta idi.Bunlardan biri Kenan Yücel diğeri Mustafa Özer tarafından işletilmekte idi.Halkın en büyük eğlencesi bu sinemalara gitmekti.

 Baraj yapımıyla köydeki ve çevre köydeki insanlara ekmek kapısı açılıp ,köyü kasaba olma yoluna itmiştir. Çevre köylerden ilk göçler o zaman başladı.1945 ‘te Sarıyar Köyü 465 nüfuslu küçük bir köy iken 1955′te barajın yapıldığı yıllar da köyde 4 699 kişi yaşamıştır.O da bağlı olduğu ilçenin üç katı olmaktadır.1983′te kasaba olan köyde 1990 nüfus sayımına göre l 887 kişi,1997 sayımına göre de 1721 kişi yaşamaktadır.Kasabada ilkokulun yanı sıra ortaokul ve lise vardır.İlkokul 1928′de,ortaokul 1975′te,lise de 1980′de açılmıştır.İlkokulu okumak için çevre köylerden Emre , Ayman ‘dan servisle öğrenciler sabah okumaya gelir , akşam ise evlerine giderdi.Baraj ve santralda çalışanların çocukları ise servisle okumaya gelir , giderlerdi.Bunun yanı sıra İğdecik ve Gürleyik’ten ortaokulu okumak için öğrenciler yatılı olarak Sarıyar’da kalıp okurlardı.Bu zamanlar içinde Sarıyar kasabasından çok miktarda öğrenci üniversitede okuyup yetişmiştir.sarıyar kasabasında eğitim düzeyi ortalam lise ve üniversitedirSarıyar’da belediye teşkilatı 01 Aralık 1973′te kuruldu. Kasaba elektriğe Nallıhan’dan önce kavuşmuş,1952 ‘de baraj yapımının başlamasıyla köye elektrik verilmiştir.

 Baraj yapımından önceki yıllarda köyün bahçelerine ve Mihalıççık’a geçişi sağlayan köprüyü sel yıkmış.Sakarya nehrini geçiş gemi denilen salla sağlandı. Gemi,iki yakaya sağlamca çakılmış kazıklara bağlı halat üzerinde kayar,hayvan ve insan geçişini sağlardı.Gemi baraj yapılıp suyun kesilmesine kadar kullanılırdı.

Lazer Yazıcılar

Lazer yazıcılar vuruşsuz bir yöntem kullanırlar. Lazer yazıcılarda kullanılan baskı yöntemi fotokopi makinesindekine benzer Lazer yazıcılar satır satır yazmak yerine sayfa sayfa yazarlar. Sıklıkla Lazer yazıcı üreticileri Fotokopi makinesi üreticilerinin mekanizmalarını kullanırlar. Örneğin Hewlett Packard lazer yazıcıları Canon Fotokopi makinelerinin baskı mekanizmalarını kullanarak yapılır. Eğer bu yazıcılardan birine sahipseniz tonerini bir Canon fotokopi makinesinin kartuşuyla değiştirebilirsiniz.Lazer yazıcı bütün sayfayı bir kerede basmak için geniş bir bellek kullanır. Lazer yazıcılardaki ROM basılacak dökümanın tam sayfa bir haritasını oluşturur. Bir bit haritası lazer ışını darbeleri ile sonra bu lazer ışını bir sıra aynadan yansı***** ışığa duyarlı dönen bir silindir üzerine düşürülür. Lazer ışını silindiri tara***** basılı alanları elektriksel olarak nötr hale getirir. Negatif yüklenmiş toner tozu nötr alanlara yapışır, negatif yüklü alanlara yapışmaz. Merdanenin sıcaklığı karakteri oluşturan noktaların kağıda geçmesini sağlar.

Grafik çıktılar Lazer yazıcıların zayıf taraflarını ortaya çıkarır. Bir lazer çıktısı alabilmek için bütün resmin yazıcıya yüklenmesi gerekir. Yazıcı baskıya geçmeden önce bir boyutta bir verinin tamamını saklamak zorundadır. Buna göre yüksek çözünürlüklü bir sayfa grafik çıktısı için 1MB yazıcı belleği yeterli değildir. Yazıcının da kendi işletim sistemi bir belleğe ihtiyaç duyar. Lazer yazıcılar sürekli form yazıcı kağıdı kullanmazlar.

Lazer Yazıcıda Dikkat Edilecek Ölçütler;

Yazıcının dakikada basabildiği sayfa sayısı (hız), Bir sayfa düzenleme dili ile (PostScript ya da PCL) uyumlu çalışıp çalışmadığı, Baskı yapabileceği kağıt türleri, Kağıt üzerinde maksimum baskı alanı, Basabileceği font saysı, Yazıcının belleğinin büyüklüğü Network ortamında baylaşıma açık olup olmadığı, toner ömrü, fiyatı.

Lazer yazıcıların hızı ppm (page per minute : dakikadaki sayfa sayısı) ile ölçülür. Bir yazıcının hızında iki farklı ölçüt söz konusudur. Bunlardan birinci sayfanın görüntüsünün bellekten hazırlanıp basılması, ikincisi ise aynı sayfanın birkaç dakika içinde arka arkaya kaç kez basılabileceği.

Basılacak sayfanın bir görünümü, basımdan önce yazıcının belleğinde oluşturulduğu için bir lazer yazıcının en azından 4 MB belleğe ihtiyacı vardır. (300 dpi’lik bir sayfa bile 1.5 MB bellek gerektirmektedir

Piezoelektriklik

Mekanik gerilimlerin etkisinde kaldıklarında kütleleri içinde bir elektrik kutuplanması ve yüzeylerinde elektrik yükleri oluşan ve bir elektrik alanı etkisinde kaldıklarında iç kuvvetlerin etkisi ile biçim değiştiren kimi kristallerin ortaya koydukları olaya denir. Doğal piezoelektrik malzemeler; kuvars ve turmalindir. Ferroelektrik malzemeler denen ve kutuplama sonunda piezoelektrik özellik gösteren malzemeler; lityum tantalat ve lityum nitrattır. Bunlar içinde en çok kullanılanlar Kuvars ve Lityum tantalat tır.

Mürekkep püskürtmeli yazıcılar vuruşsuz çalıştıklarından karbon kağıdı ile çoğaltılmış baskılara imkan vermezler. Yani bu yazıcıları fatura kesmek gibi çok kopya gerektiren baskı işlemlerinde kullanamayız.

Mürekkep püskürtmeli yazıcıların ikinci bir dezavantajı ise; gerektirdikleri özel mürekkebin pahalı olmasıdır.

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda renkli baskı kolaydır. Temel üç renk ayrı ayrı aynı noktaya basıldığında diğer renkler elde edilir. Üç rengi karıştırarak elde edilen siyah tam siyah tonunda elde edilmediği ve üç mürekkebi de harcadığı için ek olarak siyah mürekkepte bulunur. Yalnızca siyah rengin yer aldığı baskılarda bu yöntem daha ucuz olur.

Mürekkep Püskürtmeli Yazıcılar

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda nokta matrisli yazıcılardan dır. Ancak bu yazıcılar şerit kullanmazlar. Bunun yerine resmi ve karakterleri oluşturmak için vuruşsuz bir yöntem kullanırlar. Yazıcı kafası kağıda değmez. Bunun yerine kafa kağıda mürekkep damlacıkları püskürtür

Mürekkep püskürtmeli yazıcılarda kullanılan yöntem nokta matrisli yazıcılarda kullanılan yönteme benzer. Kafa bir adım motoru ile sağa sola hareket ettirilirken kağıt merdaneler yardımıyla sağa sola doğru hareket ettirir.

Yazıcı kafası dikey olarak yerleştirilmiş birçok püskürtücü ucundan kağıda minik noktalar halinde özel bir mürekkep püskürtür. Mürekkebi kafadan ileri doğru püskürtmek için iki yöntem kullanılır. Isıl Kabarcık püskürtme (Thermal Buble Jet) yöntemi ve pieozo elektrik yöntemi.

Isıl Kabarcık püskürtme (Thermal Buble Jet) yöntemi; Mürekkebi ani olarak ısıtan, püskürtme ağzının içinde bulunan küçük bir ısıtıcı kullanılır. Mürekkebin bir kısmı buharlaşır ve bu gaz kabarcığı geri kalan mürekkebi ileri doğru dolayısıyla kağıda doğru iter. Bu işlem saniyede birkaç bin defa yapılır.

Pieozo elektrik yöntemi; Mürekkebi püskürtmek için püskürtücü ağzın tümünü ani olarak daraltır. Piezo elektrik nedeniyle bazı kristallere bir elektrik uygulandığında kristal büzülür. Bunu için her püskürtme ağzına elektriğe duyarlı bir mürekkep kullanıldığında mürekkebin püskürtülmesini kolaylıkla kontrol edilmesini sağlayan bir piezoelektrik kristal yerleştirilmiştir. Bu yöntemde saniyede binlerce mürekkep damlasının püskürtülmesine olanak sağladığı için yeteri kadar yüksek baskı hızlarına ulaşılır. Birçok mürekkep püskürtmeli yazıcı bir sayfayı yaklaşık renkli ve siyah/beyaz durumuna göre 10 ile 20 sn arasında basar.