Navigasyon Sistemi Nedir?

Navigasyon, belirlenen varış noktasına en kısa, en optimum yol güzergahını tespit eden, sesli ve görsel yönlendirmelerle hedefe doğru  ulaşmayı sağlayan sistemdir.

Navigasyon sistemi yolların detaylı bilgisini  sunar. Fiziki olarak kısıtılı yollar, otoban çıkışları, kavşaklar, caddeler, tek yön çift yön sokaklar ve daha fazlası…

Devamı »

Navigasyon Nedir?

GPS cihazında bulunan ; GPS alıcısı, uydulardan aldığı veriler ile bulunduğunuz koordinati hesaplar, Navigasyon yazılımı, bu koordinatı kullanarak bulunduğunuz yerin haritasını ekrana taşır. Sonra seçilen hedefe ulaşmanız için gerekli kısa / hızlı Yolu hesaplayıp sesli ve ekranda işaretli yönlendirmelerle kullanıcının hedefe doğru gitmesini sağlar.

Göz Siniri Tahribatı

GÖZ SİNİRİ TAHRİBATI
Göz siniri tahribatı ile ilgili olarak ise Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, şunları söyledi: Göz sinirindeki tahribatın geriye dönüşü yok. Göz sinirindeki tahribatı olduğu yerde bırakmak bizim için önemli. Bunun için de çeşitli testlerimiz var. Görme alanı tesbit edilmeli. Göz sinirinin çeşitli tetkiklerle fotoğraflarının ve kalınlığının, göz siniri liflerinin kalınlığının tesbitiyle göz sinirinin harabiyetini tesbit edebiliyoruz. Daha önceleri sadece görme alanıyla tesbit ettiğimiz bu defekti artık daha objektif, analiz yöntemleriyle izlememiz mümkün olabiliyor. Artık hastaları sadece göziçi basıncının takibiyle değil, göziçi basıncının yanında sinir liflerinin kalınlığının ve göz sinirinin görüntüleriyle takip etmemiz de artık mümkün. Dolayısıyla hastaların daha iyi bir takibi söz konusu. Bundan sonra yapılacak şey sadece göziçi basıncının kontrolüyle değil çok iyi bir şekilde glokom tedavisi kontrolünü devam ettirmek. Şu anda elimizde gerçekten çok iyi ilaçlar mevcut. Göziçi basıncı düzeyleri artık düşürülebiliyor. Ameliyata daha az ihtiyaç duyulabiliyor. Bu şekilde takiplerle, hastamızın bu hastalıktan tümüyle kurtulması bile mümkün olabilir. Ama burada süreç ilaçların belki ömür boyu kullanılması da gerekebiliyor. Bir süre sonra ilaçlara tolerans geliştiği anda doktor tarafından artık sonuna gelindiğini ve tedavinin radikal tedaviyle çözülemediği durumlarda da cerrahi tedaviye geçilebiliyor. Artık glokom ameliyatları son derece başarılı . Bir problem olmaktan ya da gözün kaybına gitmekten çok önce teşhisinin konularak iyi bir tedaviyle çözümü mümkün.”

www.ntvmsnbc.com 

Göz Tansiyonu

GÖZ TANSİYONU
Göz tansiyonunu tarif eden Opr. Dr. Efekan Coşkunseven, göz tansiyonunun habercilerini de şöyle açıkladı: “Göz tansiyonu hastalığı maalesef çok sinsi bir hastalık. Hastalarımızın bir çoğu hiçbir bulgu vermeden bize geldiklerinde tesbit edebildiğimiz bir hastalık. Ancak göz tansiyonunun çok yükseldiği durumlarda hastalar; ışıkların etrafında halkalar, haleler görür, krize girdiklerinde de korkunç ağrılar olur. Ancak hastanın hemen hemen hiçbirinin belli bir döneme kadar kesinlikle hiçbir haberi olmaz. Dolayısıyla düzenli göz muayeneleri şart. Göz muayeneleri sırasında tesbit edilen göziçi basıncının yüksekliği yanında gözde, göziçi basıncının yüksekliğine bağlı hasarın tesbitiyle glokom hastalarına teşhis koyuyoruz. Ancak bundan sonra yapılan tedavilerle ve hastalarla konuşmayla zaten tedavinin süreci de belli oluyor.”

kalp ağrısı - göğüs ağrısı

Her göğüs ağrısı kalp ile ilgili midir?

Hayır. Göğüs ağrısı yapan çok çeşitli nedenler vardır. Göğüs ağrıları, göğüs kafesindeki kaslar, sinirler, bağlar ve benzeri yapılara ait olabileceği gibi sindirim sistemi (safra kesesi, mide, yemek borusu vs) hastalıkları ile de ilgili olabilir.

Peki o zaman göğüs ağrısının neden olduğunu nasıl bileceğim?

Sizin tam olarak neden olduğunu bilmeniz çok zordur. Yapılacak en doğru iş en yakın sağlık merkezine gitmek veya doktorunuza başvurmaktır.

Kalbe bağlı her ağrı kalp krizi olduğunu mu gösterir?

Hayır, kalp krizi dışında da kalbe bağlı ağrılar olabilir. Kriz olmaksızın kabin geçici süre için kansız kalmasına bağlı ağrılar olabilir (angina) veya kalp zarı iltihabında da ağrılar olabilir.

Hangi durumlarda kalp ağrısı olduğundan şüphelenmeliyim?

Kalbin kansız kalmasından dolayı oluşan ağrıların bazı özellikleri vardır1. Bu özelliklere uyan bir ağrınız varsa, zaman geçirmeden derhal (günün hangi saatinde olursa olsun) sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Bununla birlikte kalp ağrıları her zaman kitapların yazdığı gibi olmayabilir. Bazen mide rahatsızlığı, omuz ağrısı, kol ağrısı, çene ve hatta diş ağrısı şeklinde de kendini gösterebilir. Özellikle yaşlı veya şeker hastalığı (diabetes mellitus) olanlarda bu şekil ağrılar olabilir. “Özellikle kalp damar hastalığı açısından risk faktörleriniz2 varsa çok daha dikkatli ve hassas olmalısınız.”

Kalp hastalıklarına bağlı göğüs ağrılarında neden bir an önce doktora gitmeliyiz?

Göğüs ağrısı kalp krizine ait olabilir. Kalp krizlerine bağlı ölümlerin %50’si ilk 1 saat içinde olmaktadır. Kalp krizi, kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanmasıyla oluşur ve kalbin kansız kalan o bölgesindeki hücreler geriye dönüşsüz bir şeklide ölmeye başlar ve 6-12 saat içinde o bölgedeki tüm hücreler ölür.

Ağrı, kalp krizine bağlı değil de angina olsa bile mutlaka doktorunuza görününüz. Çünkü bu ağrılar bir krizin habercisi olabilir veya bu ağrılar sırasında tehlikeli ritm bozuklukları oluşabilir.

Peki erken gittiğimiz zaman ne kazancımız oluyor?

Bunun 2 hayati önemi var:

  1. Kalp krizine bağlı ölümler özellikle ilk dakikalarda görülen ritm bozuklukları sonucu oluştuğu için bunların düzeltilmesi ancak sağlık kuruluşunda olacaktır,
  2. Her geçen dakika daha fazla kalp hücresi öldüğü için ne kadar erken müdahale edilirse o kadar fazla kalp hücresinin ölmesi önlenecektir.

Kalp krizinde kalp hücrelerini korumak için ne yapılıyor?

Kalp krizi, kalbi besleyen damarların pıhtı ile tıkanması sonucu oluşur. O halde tıkalı damarı açmamız gerekli. Bunun 2 yöntemi var:

  1. Damardaki tıkanmadan sorumlu pıhtıyı eritmek (trombolitik tedavi),
  2. Tıkalı bölgeyi balon+stent3 ile açmak.

Zaman çok değerli olduğu için, hastanın ve hastanenin koşullarına göre, hasta ilk 3 saatte gelmişse ilaçla pıhtıyı eritmek veya balon+stent ile açmak, 3-12 saat arasında gelmişse balon+stent işlemi yapmak, olanak yoksa pıhtı eritici ilaç vermek daha uygundur. 12 saatten sonra tüm hücreler ölmüş olacağı için bu işlemlerin pek yararı olmaz. Dolayısı ile kalp krizinde “zaman=kalp kası” demektir.

http://www.ahmetalpman.com/defsssoku.asp?id=259 

Migren

Migren nedir?

Hemen herkes yaşamı boyunca en az bir kez baş ağrısı geçirir. Ancak migren baş ağrısının ötesinde bir durumdur.
30 Kasım 2007 22:52
Yazı boyutunu büyütmek için
Migren nedir?

Hemen herkes yaşamı boyunca en az bir kez baş ağrısı geçirir. Ancak migren baş ağrısının ötesinde bir durumdur. Baş ağrısı ve eşlik eden belirtiler, migrenli kişinin yaşantısını her zamanki gibi sürdürmesini engeller ve belirgin bir işgörmezliğe yol açar.

Hastalar tekrarlayıcı özellikli bu ataklar sırasında sessiz ve karanlık bir odada dinlenmek isterler. Migren baş ağrısı genellikle 24 saat içinde geçer, ancak 3 gün kadar uzun sürebilir.

Baş ağrısı geçtikten sonra oluşabilen yorgunluk hali hastanın normale dönmesini 1 gün daha geciktirebilir.

Kısa bir tanımla migren, tekrarlayıcı baş ağrısı atakları ve buna eşlik eden kusma, bulantı gibi başka belirtilerle kendini gösteren, sık rastlanan, kronik ve işgörmezlik yaratan nörolojik bir hastalıktır.

Migrenin Tipleri Nelerdir?

Migren genel olarak iki ana tipe ayrılır: Auralı ve aurasız migren.

Aura, migren hastalarında baş ağrısı döneminden önce ortaya çıkan ya da ona eşlik eden, genellikle 1saatten kısa süren bir dönemdir.

Bu dönemde hastalarda görme kayıpları, ışık çakmaları gibi görsel belirtiler; yüz veya vücutta iğnelenmeler; güçsüzlük; kelime bulmakta zorlanma gibi konuşma sorunları; baş dönmesi ve çift görme gibi bozukluklar oluşabilir. Hastaların %70′inde aurasız migren bulunmaktadır.

Migren atakları nasıl oluşur?

Migren oluşumundaki kilit nokta beyindeki kan akımı değişiklikleridir. Sinir sistemi tetikleyici faktöre tepki olarak beyni besleyen damarlarda spazm (kasılma) oluşturmakta, bu spazm sonucunda beyne giden kan azalmakta ve bazı damarlar doğan oksijen gereksinimini gidermek için genişlemektedir. Kan damarlarının bu şekilde genişlemesi ağrıya neden olmaktadır.

Tetikleyici faktörler arasında stres, kızgınlık, çeşitli kokular, sigara dumanı, iklim değişiklikleri, adet dönemi, doğum kontrol hapları ve başka bazı ilaçlar, uyku düzensizlikleri, açlık, bazı gıdalar ve yoğun aktivite yer almaktadır.

Migrenin belirtileri nelerdir?

Migren atağı sırasında genellikle zonklayıcı tarzda, aktivitelerle şiddetlenen, orta şiddette ya da şiddetli, tek taraflı olabilen baş ağrısının yanı sıra iştahsızlık; halsizlik; ışık, ses, kokudan rahatsız olma; bulantı ve kusma görülebilir. Bazı hastalarda ağrısından önce aura belirtileri görülür.

Migren atakları ne sıklıkta ve şiddette oluşur?

Migren atakları ortalama olarak yılda kez oluşmaktadır. Ancak bazı kişilerde her hafta atak oluşabilmektedir. Ataklar genellikle 55 yaşından sonra seyrekleşir.

Hastaların üçte ikisi ataklar ya da çok şiddetli olduğunu getirmektedir.

Migren toplumda ne sıklıkta görülür?

Türkiye’de migrenin bir yıl içindeki görülme sıklığı toplam olarak %16.4′tür. Genel olarak 4 migren hastasının 3′ünün kadın, 1′inin erkek olduğu saptanmıştır. Migren sıklığı yaşa göre de değişiklik gösterir, migren en çok yaşamın en üretken çağı olan 25-55 yaşları arasında görülmektedir.

Migren, hastaların yaşamlarını nasıl etkiler?

Migren, hastaların diğer insa ilişkilerini etkileyebilir
sosyal yaşamlarını kısıtlayabilir ve
meslek hayatlarını olumsuz etkileyebilir.Hastaların çoğu migrenin normal fonksiyonlarını engellediğini, hastaların üçte biri ise migren atağı sırasında yatmak zorunda kaldıklarını belirtmektedirler.

Migren hastalarını ancak %10′dan azı işlerine normal şekilde devam edebildiklerini ifade etmektedir.

Migrenin toplum üzerindeki etkileri nelerdir?

Migren, sağlık giderlerinin artmasının yanı sıra migren atakları nedeniyle işgücü kaybedilmesine de neden olur. Üretim sektöründe migrene bağlı olarak işe gidememe tüm hastalıklara bağlı işe gidememe nedenlerinin dörtte birini oluşturmaktadır.

Migren, işe gidememenin yanı sıra üretkenlik kaybına da yol açar. Migrenin etkin tedavisi, migrenin hastalar ve toplum üzerindeki yükünü azaltacaktır.

Migrene nasıl tanı konur?

Migrene tanı koymanın ilk basamağı sorunun tanımlanmasıdır. Hekimin baş ağrısıyla ilgili olarak soracağı soruların doğru şekilde yanıtlanması çok önem taşır.

Doktora vereceğiniz bilgiler arasında baş ağrısının ortaya çıktığı zaman, ağrının yeri, şiddeti, özellikleri, süresi, oluşma sıklığı ve zamanları, eşlik eden belirtiler ve tetikleyici faktörler yer alır.

Doktorunuza migren ataklarınızı ve özelliklerini kaydettiğiniz baş ağrısı güncesiyle başvurmanız çok yararlı olacaktır. Migren günceleri tanı konmasına ve tetikleyici faktörlerin saptanmasına yardımcı olur.

Migren diğer baş ağrılarından nasıl ayırt edilir?

Baş ağrısı bir çok nedene bağlı olarak oluşabilir ve genel olarak altta yatan başka bir hastalığın bulunup bulunmamasına göre iki ana gruba ayrılır.

Altta başka bir neden bulunmayan baş ağrıları primer olarak adlandırılır ve bu grupta migren ile gerilim baş ağrısı yer alır.

Altta başka bir hastalık bulunan baş ağrılarına ise sekonder baş ağrıları denir ve bunlara yol açan nedenler sinüzit, menenjit gibi enfeksiyon hastalıkları, damar hastalıkları, metabolizma hastalıkları bulunur.

Migrenli hastaların muayenesinde bir sorun tespit edilmez ve tanı konmasını sağlayacak bir test yoktur. Ancak çok çeşitli nedenlerle olabilen farklı baş ağrılarını elemek için çeşitli tetkikler yapılabilir.

Migren tedavi edilebilir mi?

Migren, tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Tedavi migren atağı sırasında uygulanan akut tedavi ve koruyucu tedavi olarak ikiye ayrılır. Atakları sık oluşan hastalara akut tedavinin yanı sıra atak sıklığını azaltmak ve tedavinin daha etkin olmasını sağlamak için koruyucu tedavi de uygulanır.

Tetikleyici faktörleri bulunan hastaların bunlardan kaçınması atak oluşmasını engelleyebilir.

Atak tedavisinde ilaçların baş ağrısı başlangıcında mümkün olduğunca erken alınması önerilmektedir.

Son yıllarda akut migren ataklarında kullanılan yeni ilaçların keşfedilmesi bir çığır açmış ve migren ataklarının modern şekilde tedavisi mümkün olmuştur. Bu yeni ilaçlar hakkında bilgi almak için doktorunuza danışınız.

Memory Center

Katarakt

KATARAKT NEDİR?

İnsan gözünde doğal olarak bir mercek bulunur. Bu mercek gözün renkli kısmının hemen arkasında yer alır ve şeffaf olduğu için normalde görülmez. Biz göz bebeğini siyah olarak görürüz. Bu siyahlık aslında gözün arka kısmının karanlığıdır.

Mercek, göze gelen ışınları sinir tabakasına düşürerek net görüntü oluşmasını sağlar. Işığın merceği geçip sinir tabakasına ulaşabilmesi için merceğin berrak olması gerekir. Bu kesiflik merceğin herhangi bir yerinde veya tamamında bulunduğu gibi hafif veya şiddetli olabilir.
KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Bebeklerde dahil olmak üzere her yaşta insanda görülebilir. Orta yaşlarda nadirdir. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. 50-59 yaş arasında olanların %65′i, 80 yaş üzerinde olanların hepsinde kesiflik bulunur. Fakat bu kesiflik her zaman görmeyi kayda değer şekilde bozmayabilir.

NEDENLERİ NELERDİR?

Kataraktın erişkinlerdeki en önemli nedeni lensin içinde yaşlanmasıyla birlikte meydana gelen değişiklikliklerdir. Çocuklarda ise metabolik hastalıklar, akraba evliliği, anne karnında geçirilen hastalıklar, gebelikte ilaç kullanımı, enfeksiyöz durumlar ve yaralanmalar etkili olur. Ayrıca şeker hastalığı, göz içi iltihabı (Üveit), böbrek hastalığı, glokom, yüksek kan basıncı (Hipertansiyon) ve uzun süreli kortizonlu ilaç kullanımı katarakt yapabilir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Hastalarımızda en sık görülen belirtiler:

* Bulanık görme. Ağrısız tedrici görme azalması
* Gözde kamaşma ve ışığa hassasiyetin artışı
* Sık gözlük numarası değişimi. Gözlüğü sık silme ihtiyacı
* Araba sürerken zorlanma
* Gece görme azalması
* Okumak için kuvvetli ışığa ihtiyaç duyma
* Bir gözde çift görme
* Renklerde soluklaşma ve sarılaşma

Erken dönemlerde gözlük derecelerinde hızla miyopa kayış olur. Yoğunluk arttıkça şikayetler de artar. Kataraktın ilerlermesi hızlı ya da yavaş olabilir. Belirtiler kataraktın tek veya çift olmasına, kesafetin derecesi ve konumuna göre değişir. Katarakt tek gözde ise, hasta tek gözünü kapatacak durum olmadığı müddetçe kataraktın etkisini fark etmeyebilir. Hastalar okumakta, yüzleri tanımada ve televizyon izlemede güçlük çekebilir. Aydınlık ve bol güneşli ortamda aniden görme azalabilir. Bazen de ışıktan rahatsızlık duyulur. Parlak ışıkta görme azalır ve araba sürmek güçleşir. İleri olgularda gözün ortasındaki siyah kısım beyaza dönüşebilir.

İLAÇ TEDAVİSİ VAR MIDIR?

Kataraktın cerrahi dışında herhangi bir tedavi şekli yoktur. Halen denenen bazı ilaçlar olmakla birlikte henüz başarılı bir sonuç bildirilmemiştir. Kaçınılması imkan dahilinde olan yaralanmalar, ilaç kullanımı ve beslenme gibi şartlar düzenlenerek kataraktın az bir kısmı engellenebilir

AMELİYATA NE ZAMAN KARAR VERİRİZ?

Aşağıdaki durumlardan herhangi biriyle karşı karşıya kaldığımızda bir an önce ameliyat olmamız gerekir.

* Görmeniz artık ihtiyaçlarınızı karşılamıyorsa,
* Gözdeki iltihap gibi bir rahatsızlık katarakt oluşturmuşsa,
* Kataraktınız göz tansiyonunuzu yükseltiyorsa,
* Dikişsiz ameliyat düşünüyorsanız.

CERRAHİ SEÇENEKLER NELERDİR?

Katarakt cerrahisi mercekli ya da merceksiz yapılabilir. Mercek kullanılmadığında hastaların kalın camlı gözlük kullanmaları gerekeceğinden bugün için en çok tercih edilen yöntem mercekli yöntemdir.

Cerrahi lensin çıkarılışına göre üçe ayrılır:

1. İntrakapsüler Katarakt Ekstraksiyonu (İKKE) : Lens zarlarıyla bir bütün olarak çıkarılır. Eski bir yöntemdir.
2. Ekstrakapsüler Katarakt Ekstarksiyonu (EKKE) : Lensin ön kapsülü alınır, diğer kısımlar doğurtma ve emme yöntemleriyle temizlenir. Daha sonra lens zarları içine göz içi lens takılabilir.
3. Fakoemulsifikasyon (FAKO) : Lens çekirdeği ses dalgaları ile eritilir ve emilir. Katarakt alınır, zar yerinde bırakılır. Dikişsiz katarakt amelitatı diye bilinir.

İlk iki yöntemde dikiş mecburidir. FAKO’da ise dikiş atılmadan ameliyat gerçekleştirilebilir. Özel bir cihaz gerektirir. Maliyeti yüksektir. Fakat erken dönemde görmenin elde edilmesini sağlar.

YAPAY GÖZ İÇİ MERCEĞİ NEREYE YERLEŞTİRİLİR?
Göz içi merceği 4 şekilde yerleştirilebilir.

1. Ön kamaraya
2. Arka kamarada sulkusa
3. Arka kamarada lens zarlarının içine
4. Arka kamarada skleral fiksasyonlu olarak

En iyi yöntem lensin kendi zarlarının içine yerleştirildiği dikişsiz ameliyat FAKO yöntemidir. Hastanın durumu veya cerrahinin gidişine göre diğer yöntemlere de ihtiyaç duyulabilmektedir.

AMELİYAT NASIL YAPILIR?

Ameliyat öncesi doktorunuz gerekli görürse bazı tetkikler yaptırılabilir. Ameliyathaneye alındığınızda bazı ilaçlar ağızdan, koldan veya kalçadan uygulanabilir. Daha sonra gözünüz uyuşturulur. Katarakt cerrahisinde genel anestezi nadiren tercih edilir. Çoğunlukla göz çevresine iğne yapılarak anestezi uygulanır. İğnesiz sadece damlalarla gözün uyuşturulmasıyla ile de ameliyat mümkündür. Fakat bazı riskleri olduğu için sadece iğneden korkan ve diyalogun çok iyi sağlanabildiği kişilerde uygulanır.

Cerrahi 15-20 dak. sürer ve özel bir mikroskopla yapılır. Bu esnada hastalar herhangi bir şey hissetmezler.

HASTANEDE YATMAK GEREKİR Mİ?

Gerekmez. Günümüzde katarakt ameliyatı, operasyon olduktan sonra hastanın evine gönderildiği ayaktan tedavi şeklidir.

GÜVENLİ BİR AMELİYAT MIDIR?

Katarakt ameliyatları göz ameliyatları içinde en güvenilir olanıdır ve görme yönünden sonuçları iyidir. Buna rağmen ameliyat esnasında zarının yırtılması, gözde kanama, tansiyon yükselmesi gözün merceği kabul etmemesi gibi problemlerle karşılaşabilir. Ameliyattan sonra da tansiyon yükselmesi, merceğin hareket etmesi, kesim yerinin açılması iltihabın yoğun olması gibi problemlerle karşılaşılabilir.

KATARAKT LAZERLE TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?

Halk arasında yaygın olarak “lazerle katarakt ameliyatı yapılıyor” diye bilinen yöntem aslında FAKO’ dur. Lazerle katarakt ameliyatı yapılabilir. Ancak ameliyat tekniği olarak FAKO ile bir farkının olmaması nedeniyle yaygın değildir. Henüz deneysel aşamada ve bazı teknik problemleri var. Bunlar giderildikten sonra yaygın kullanıma geçebilir. Yine de ameliyat olmaksızın lazerle kataraktın düzelmesi mümkün değil.

AMELİYATTAN SONRA NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ?

Dikişli ameliyattan birgün sonra göz açılır. Hastadan birkaç gün süreyle gözünü ve yüzünü yıkamaması, bunun yerine yüzünü ıslak bir bezle silmesi istenir. Hasta bir hafta geçtikten sonra banyo yapabilir. Bir ay boyunca yüzüstü yatamaz, namaz kılıyorsa yere ve masaya secde edemez, ancak eğilerek kılabilir.

Hastanın ilk birkaç gün bol sulu gıdalar alması uygundur. Ayrıca ameliyatın etkileri yatışana kadar 2-3 hafta süreyle damla merhem kullanmak gerekebilir. Hasta yüksek tansiyon kalp hastalığı, şeker hastalığı gibi nedenlerle ilaç kullanıyorsa bunlara kesintisiz devam eder.

GÖRMENİN SEYRİ NASIL OLUR?

Ameliyattan sonraki gün göz açıldığında bulanık bir olur. Bulanıklık günler içinde kaybolmaya başlar. Görüntüdeki netliği artırmak için 1.5 - 2 ay sonra bazen dikişlerin alınması gerekebilir. Normalde dikişler hiç alınmasa da olur. Bazen de gözlük veya kontakt lens takılabilir.

OKUMA ZARAR VERİR Mİ?

Okuma göze zarar vermez. Ama ameliyattan hemen sonra gözde rahatszılık ve yorgunluk olabilir. TV seyretmek daha az yorucudur. Ancak bu işte göze zararlı değildir. Tam uzak ve yakın gözlüğü operasyondan bir ay sonra ayarlanır.

KATARAKT CERRAHİSİ BAZI KONULARDA KISITLILIK OLUŞTURUR MU?

Cerrahi sonrası kanunda belirtilen görmeyi elde eden kişiler sürücü belgesi alıp araba kullanabilirler. Şiddet gerektirmeyen sporlar yapabilirler. Sadece polis ve asker olamazlar.

YENİDEN KATARAKT OLUŞUR MU?

Katarakt ameliyatı olanlarda yeniden katarakt oluşmaz. Merceğin içine yerleştirildiği zar zamanla kesifleşebilir. Bu halk arasında ikincil katarakt olarak isimlendirilse de aslında katarakt değildir ve laserle kolayca tedavi edilebilir.

ÇOCUKLUK ÇAĞI KATARAKTLARI CİDDİ MİDİR?

Çocuk kataraktlarında göz, yetişkinlere nazaran daha küçük kompartımanlar içermekte, ameliyatları da genel anestezi altında yapılmaktadır. Bu nedenle risk artmakta, ameliyat tekniği zorlaşmakta ve göz içine mercek yerleştirmek ve bunun numarasını ayarlamak güçlük arzetmektedir. Mercek takılamayan bebeklerde ise ameliyat sonrası kullanmak zorunda olduğu gözlük veya kontakt lensi uygulamada büyük zorluklar çekilmektedir. Bu durumlarda göz iyi rehabilite edilemezse göz tembel olarak kalabilmektedir. Bebek ve çocuklarda çok iyi bir ameliyatı takiben çok iyi görme rehabilitasyonu şarttır.

Ülser

Ülser nedir ?

Ülser ; Mide veya duedenum (onikiparmak barsağı)’un mide asidi ve sindirim sıvıları (örneğin:pepsin) tarafından harabiyeti sonucunda meydana gelen doku kaybıdır.Doku kaybı asit pepsinin etkisiyle daha derinlere inebilir,enflamasyon dediğimiz yara meydana getirir.

Sıklığı nasıldır?

Toplumumuzda herhengi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) yüzdesi %2-6′dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri , mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30-50 yaşları rasında daha sık olup , erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazladır. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

Ülserin belirtileri nelerdir?

En sık rastlanan belirti karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde ağrı olmasıdır. Genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötürleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Ülserli hastalarda daha az sıklıkla meydana gelen belirtiler bulantı , kusma (özellikle ağrı varken oluşur, kusunca ağrının azalması veya kesilmesi çok tipiktir) , iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Ülserin nedeni nedir?

En büyük neden “Helicobacter pylori” adlı bir mikroptur ve düzenli NSAİ ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar) alımıdır. Diğer muhtemel nedenler arasında genetik yatkınlık (irsiyet) , her türlü stresler , kortizon türü ilaçlar , alkol , sigara , kahve alışkanlığı , çevre kirliliği sayılabilir.
Helikobacter Pylori

Birçok ülser helicobacter pylori mikrobunun varlığı ile meydana gelir. Duedenal ülserlerde Helicobacter pylorinin varlığı %100′e yakın oranla yüksek bulunmuştur. Helicobacter pylori varlığı saptanan , ancak ülser görülmeyen kişilerin varlığından dolayı , helicobacter pylori varlığı yanında başka faktörlerde (örneğin irsiyet) olması gerektiğini düşündürmektedir. Helicobacter pylori varlığı ülser yapması dışında müzmin gastrit yaptığı kesindir. Mide kanserlerine yol açtığı da iddia edilmektedir.

Helikobacter Pylori. Elekron mikroskobu ile alınmış resmi.

Helikobacter Pylori kültürü

Helikobacter Pyloriyi saptama yöntemleri

Endoskopik biopsi alınarak üreaz testi , patolojik inceleme , kültürde üretme gibi yöntemler.

Hasta kanında helicobacter pylori mikrobuna karşı gelişmiş antikoru saptayarak (hiç olmazsa 2 aylık dönemde helicobacter pylori enfexionu geçirdiği saptanır).

Endoskopik yöntemle alınan biopsi örneği özel hazırlanmış solusyana atılarak Helikobacter Pylorinin varlığının araştırılması( Üreaz testi)

NSAİ ilaçlar (Aspirin ve benzeri ilaçlar) ‘ın “ülser yapıcı” etkileri

Ülseri meydana getiren ikinci büyük sebep; düzenli NSAİ ( Ağrı kesici ve romatizmal ilaçlar ) ilaç kullanmaktır. NSAİ ilaçların bu kötü etkileri uygun ilaçlarla önlenebilir. Ülseri olanlar çeşitli hastalıklar için doktora gittiklerinde , doktora ülserli olduğunu söylemelidirler. Doktor gerektiğinde vereceği ağrı kesici ilaçlarla birlikte gastrointestinal yan etkileri önleyecek ilaç verebilir ya da yan etkileri olmayan ilaçlar (paracetamol gibi) kullanılabilecektir.

ÜLSERİN TEHLİKELİ SONUÇLARI

Mide Kanaması

Sindirim sistemi kanamalarının en büyük nedeni ülserlerdir. Bazen daha önce hiç mide ağrısı şikayeti olmayan kişilerde bile görülebilir. Bu kişiler “kahve telvesi” renkli bir materyel kusarlar ya da “katran renkli” siyah gaita dışkılarlar. Başka belirti olmadan , gaitasının siyah renkli olduğunu farkeden kişilerin mutlaka bir sağlık kurumuna acil olarak başvurması gereklidir.

Kusma ve siyah renkli feçes olmadan önce aniden fenalık gelmesi , soğuk soğuk terleme halinde üst gastrointestinal kanamadan kuşkulanılmalıdır.

Perforasyon ( Mide delinmesi)

Mevcut ülserin derinliğinin artması ve tüm mide-duedenum katmanlarını geçerek delinmesidir. Mide asit-pepsin içeriğinin karın boşluğuna geçmesi sonucu aniden ve şiddetli bir ağrı oluşur. Karın tahta gibi sertleşir , kıpırdama ve yürüme ağrı nedeniyle zorlaşır. Tedavi genellikle ameliyat iledir.

Tıkanma

Özellikle duedenum ve pylor kanalında akut ülserin doku ödemi (şişliği) meydana getirmesiyle , uzun süredir derin ülserin olması sonucunda nedbe dokusu oluşması nedeniyle , yiyecek , içecek ve mide suyunun geçimini (pasajın) daralması (stenoz) , hatta tıkanmasına neden olur. Hasta yediği ve mide suyunun devamlı salgılanmaya devam etmesi sonucu mide içinde biriken , ileriye gidemeyen materyali kusar. Kusma bol ve süreklidir. Hasta yese bile yiyecekler hazmeden organlara geçemediğinden (hazım-emilim- mide değil,onikiparmak barsağı ve ince barsaktadır), sürekli kilo verme mevcuttur. Teşhis biran önce yapılıp , ameliyat edilmelidir.

ÜLSER  TEŞHİSİ

Fizik muayene ve ultrason ile ülser herhangi bir işaret vermez. Ancak bize başka hastalıkları ekarte etme şansı verir.

Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya daha iyisi üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduedenoskopi) ile konur.( tetkiklerin detayı )
Endoskopi (Gastroskopi):

Küçük , ışıklı , kıvrılabilen bir boruyla yemek bousu , mide ve onikiparmak barsağının gözle direkt olarak gözlenmesidir. Görülmesi gereken organların yaklaşık her yeri net bir şekilde gözlenebilir. İşlem hastaya genellikle sakinleşmesi için bir ilaç verilerek yapılır. İşlem sırasında , patolojik tetkik ve üreaz testi için biopsi alınabilir. Biopsi alımı herhangi bir rahatsızlık veya ağrıya neden olmaz.

Helikobacter pylori için testler:

Helikobacter pyloriyi tesbit edecek birçok test vardır. Bacterinin antikorlarının varlığını kanıtlamak için kan testleri alınabilir (pratiktir , genellikle tarama testi olarak kullanılır). Bakterinin meydana getirdiği ürünleri nefesten test eden nefes testleri uygulanabilir (değeri azdır , pahalı cihazlara gerek vardır). Tedaviyi değerlendirmek amacıyla yapılabilir. Mideden alınan biopsi (doku parçası) ile üreaz testleri yapmak , patolojik muayene yapmak, kültürden üreterek (zor ve zahmetlidir) helikobacter pylori tesbit etmek mümkündür.

ÜLSER TEDAVİSİ

DİYET:

Geçmişte baharatlı , acı , ekşi , turşudan , yağlı ve asidik yiyeceklerden kaçınılması gerektiği söylenip , süt tedavisi verilirdi. Bugün ülser için özel bir diyet olmadığı gibi , gece yatmadan önce içilen sütün zararı bile olabilir. Özel diyetin ülseri iyileştirmede katkısı olmadığı deneylerle gösterilmiştir. Şu anda kişisel olarak şikayetine sebep olduğu düşünülen yiyecek maddesinin kısıtlanması gerektiği söylenmektedir. (Örneğin ülserli bir kişiye soğan yemek dokunmuyorsa yemesinde bir sakınca yoktur). Ancak ülserli hasta sigarayı (eğer çok içiyorsa) bırakmalıdır. Sigara içiminin ülser iyileşmesini geciktirdiği , sık ülser tekrarlanmalarının ( nüks ) neden olduğu gösterilmiştir. Genellikle ülserli hastalar aspirin ve benzeri romatizma ilacı almamalıdır. Alkol alımı , yüzeyel mukoza direncini bozarak , gastrite ve ülser iyileşmesinde gecikmeye yol açabilir. akut ülserde özellikle alınmamasında yarar vardır.

İLAÇLAR:

Gastroözofajial reflü tedavisinde ve ülserde kullanılan ilaçlar H2 reseptör blokerleri (Ranitidin , Famotidin , Nizatidin) ve proton pompa inhibitörleri (omeprozol , lansoprol) dir. Bunlar mide asitlerini azaltarak yakınmaları rahatlatırlar. Ayrıca mide asitinin ülser üzerine etkisini ortadan kaldırarak , iyileşmeyi sağlarlar. protein pompa inhibütörleri asiditeyi azaltmada , H2 reseptör blokerlerine oranla daha güçlüdür , ancak daha pahalıdırlar. helikobacter pylori saptanan hastalarda , protein pompa inhibütörleri antibiyotiklerle birlikte  helikobacter pyloriyi yok etmede ( eradikasyon ) kullanılmaltadır.

Örnek bir tedavi şeması
Helikobacter Pylori’nin saptanmasından sonra.

2 Hafta süre ile  ;

1- Proton Pompa İnhibitörü ( Lansoprozol gurubu,Omeprazol gurubu ) ( Sabah - Akşam)

2- Amoksisillin 1 gram tablet ( Sabah - Akşam )

3-Klaritromisin  500 mg. tablet( Genel adı ) ( Sabah - Akşam )

Daha sonra genellikle tekdoz (günde 1 defa) sadece Lansoprozol ( yada Omeprzol ) ile 1 yada 2 ay tedaviye devam edilir.Bu tedaviden sonra çoğunlukla 6 ay kadar H2 reseptör Blokerleri ( Famotidin,Ranitidin v.s.) ile idame tedavisi verilebilir.( Bir kaç kez kanama geçirmiş tekrar kanama olasılığı yüksek gibi bazı hasta gurubunda çok uzun süre de kullandırılabilir.)

Ülser nedeniyle Ameliyat ne zaman gereklidir?:

Birçok ülserler ilaçla iyileşirler. Kanama , stenoz (daralma -tıkanma) , delinme meydana gelirse , tıbbi tedaviye cevap vermezse acilen ameliyat gereklidir

Kanser

  • Organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel addır.

  • Kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin sürekli çoğalmalarıdır.

  • Kanserler, malignant (kötü huylu) tümörlerdir; yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz) özelliği gösterir.

Kanserli hücreler neden sürekli bölünürler?

Kültürde, normal hücreler komşu hücrelere yapışarak ilişkilerini devam ettirirler. Bu yapışma (adhezyon) noktalarında hücrelerde elektronca yoğun bir plak oluşur. Bununla birlikte, hücrelerin ameboid uzantılarında yavaşlama ve durma görülür. Bu olaya kontak inhibisyon denir. Bu şekilde, hücre bölünmesi kontrol edilir. Deneysel olarak, normal hücreler bir kültür ortamında kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar iyi olursa olsun kontak inhibisyon nedeniyle tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalmazlar. Çünkü, bölünme sınırlı sayıda olur. Fakat, kanser hücreleri sürekli çoğalarak birkaç tabakalı düzensiz kitleler oluştururlar. Bu da kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olduğunu göstermektedir.

Kanser nasıl oluşur?

Kanserlerin yaklaşık %80-90’ı çevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır.

x-ışınları, uv (ultraviyole-morötesi) ışınları gibi fiziksel ve bazı ilaçlar, polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi kimyasal faktörlerin yanında virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre kültürünü transforme ederek kanser oluşturabilirler.

Kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde (örn: cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn: bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer, böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde meydana getirirler. Fakat, karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. Karsinojenler ancak uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler.

Sayabileceğimiz bazı kimyasal karsinojenler şunlardır:

¨ Hidrokarbonlar: baca temizleyicileri, boya endüstrisinde kullanılan maddeler

¨ Aflatoksin ( küf mantarı tarafından sentezlenir)

¨ Nikel, krom

¨ Sigara (nikotin, tar)

¨ Yiyecek katkıları

¨ Birçok ilaçlar

¨ Parfümlerde kullanılan bazı kimyasallar

Fiziksel faktörlerin, kanserojen kimyasal maddelerin veya onkojenik (kansere neden olan) virüslerin konak hücre genomu ile etkileşimleri sonucu hücreler değişmekte ve farklı antijenite kazanmaktadır. Bir normal hücrenin kontrolden çıkarak hızla bölünmesiyle oluşan kanserli hücrede birçok anormal doku antijeni belirmektedir. Tümör hücrelerinde yeni yeni antijenler oluşmakta ve normal antijenlerin kaybına veya değişikliğine neden olabilmektedir. Erken fötal dönemde, normalde bulunan protoonkogenlerin ( kansere sebep olabilme potansiyeli olan gen) farklılaşmasıyla anormal genler oluşmakta ve bunlara selüler onkogenler adı verilmektedir.

İmmün sistem (bağışıklık sistemi) ve kanser oluşumu arasındaki ilişki

Bağışıklık sistemi yabancı doku antijenlerini kolayca tanıyabilir ancak, tümör dokusunu organizmadan kolayca atamaz. İnsanda bir saniyede bir milyara yakın hücre çoğalması olmakta ve somatik olarak bunların birkaçı, günde yüzlercesi mutasyonla farklı hücreler oluşturmaktadır. Bu farklı hücrelerin temizlenmesinde hücresel immün cevap mekanizması rol oynamaktadır. Buna, immün sistemin kansere karşı “immün denetimi” denmektedir. İmmün sistem, tümör oluşumunu denetlemekte, aynı zamanda tümör hücresi ve antijenlerine karşı immün cevap çıkarmaktadır. Hücresel immün cevap baskılandığı zaman kanser oluşumu artmaktadır.

Yenidoğan ve yaşlılık dönemlerinde immün cevap mekanizması zayıflamaktadır. Yaşlılarda prostat kanseri, çocuklarda nöroblastoma sık görülmektedir. İmmün sistemi baskılayıcı ilaç kullananlarda tümör oluşumu riski artmaktadır. İmmün sistem bozukluğu olan hastalarda da bazı kanser tipleri gelişebilmektedir.

Kanser neden öldürür?

Kanser hastalarının çoğu, kalp hastalığı veya başka enfeksiyonlar gibi kanserle ilgisi olmayan nedenlerden dolayı ölür. Tümörün bulunduğu bölge ve tümörün yayıldığı bölgenin büyüklüğü ölümü direkt veya indirekt olarak etkileyen nedenlerdir. Ölümün temel nedeni, beyin, akciğer, karaciğer gibi hayati önemi büyük olan organlarda tümör oluşması veya tümörün bu organlara yayılmasıdır.

Kanser teşhis eden köpekler

Son olarak, kanseri teşhis edebilmek için günümüzde kullanılagelen metodlara alternatif olabilecek yeni bir araştırmadan bahsetmek ilginç olacaktır sanırım.

Schnauzer türü köpek, derideki ben kanserlerini (melanoma) tanı yapılmadan önce, koklayarak teşhis edebilmektedir.

Bazı hastalarda melanoma kolay gözükmeyecek bir yerde olabilir. Melanomaların %20’si bu nedenle teşhis edilememektedir. Florida’lı eski polis köpekleri terbiyecisi Duane Pickel, bir kanser uzmanının da yardımıyla, bu köpeği hemen hemen hiç yanılmadan melanoma tanır hale getirmiştir. Tıp kitaplarına “Köpekle Tanı” diye bir bölüm eklenecek mi dersiniz?

Biyolog
Gülfiliz Ekinci

www.genetikbilimi.com/genbilim/kansernedir.htm

Diyafiz

Uzun bir kemiğin gövdesi